28 Mart 2014 Cuma

NASREDDİN HOCANIN LÜKSÜ; KÜRK


Bütün bilgiler, Nasrettin Hoca’nın gerçekten yaşamış bir kişi olduğunu göstermektedir. Fıkralarına göre güler yüzlü, şakacı, babacan bir kişilik olan Hoca; kavuğu, cübbesi, kürkü, evi, karısı, çocukları, komşuları ve eşeği ile belli bir çevrede ve kılıkta yaşamıştır. Yine fıkralarından anlıyoruz ki Hoca kürkünü özel durumlarda ve özel yerlerde giyerdi.
Fıkrayı bilmeyen yoktur; Nasrettin Hoca bir gün, günlük elbisesi ile bir törene katılır. Fakat kimseden itibar görmez, yemek sofrasına da çağrılmaz. İtibarın elbiseye olduğunu anlayınca eve gider, üstünü değiştirerek yeniden törene döner. İhtişamlı kürküyle Hoca’yı görenler hemen yemeğe davet ederler. Hoca sofraya oturur oturmaz tabağa kürkünü uzatarak “Ye kürküm, ye!” diye söylenmeye başlar. Yanındakiler “N’oluyor Hocaefendi, hiç kürk yemek yer mi?” diye sorunca “Ne münasebet! Bu sofraya oturmamı bu kürk sağladı, yemek de onun hakkıdır!” der
         Nasreddin Hoca’nın kürkü ile ilgili bir başka fıkra da: “Komşusu Hoca’ya:
– Hocam sizin evden dün gece bir gürültüdür koptu, hayırdır ne oldu?
– Hiç ne olsun, benim kürk merdivenden yuvarlandı da.
– Ama Hocam kürkten bu kadar çok ses çıkar mı?
– Çıkar tabi, içinde ben de olursam çıkar.” şeklindedir.
Yukarıda iki örneğini verdiğimiz Nasreddin Hoca fıkralarında kürk toplumda bir itibarın sembolü olarak gözükmektedir. O devirde herkesin hangi sınıf memur ya da asker olduğu başındaki kavuğundan, sırtındaki kürk ve cübbesinden anlaşılırdı. Kürk, özellikle soğuk iklime sahip coğrafyalarda tarih boyunca insanoğluna giysi kaynağı olmuştur.
Anadolu'yu yurt bellemiş Türkler anayurtları Orta Asya'da deri işlemeyi biliyor, ondan çeşitli amaçlar için yararlanıyorlardı. Orta Asya Türkleri açısından dericilik, çobanlıktan sonra ikinci meslek konumundaydı. Orta Asya'nın kültür tarihinde deriden eşya, özellikle de giysi yapımının son derece önemli olduğunu ve derinin günlük giyimde kullanıldığını görmekteyiz.
Yine Anadolu'da, Nasreddin Hoca’nın yaşadığı Selçuklular döneminde derinin kürk giysi biçiminde yaygın kullanımının söz konusu olduğu bilgilerimiz arasındadır. Selçuklular döneminde deriden yapılma kürk giysiler önemliydi. Bu deriden yapılan kürk giysiler toplumsal katmanlara göre farklılıklar göstermekteydi. Örneğin devlet ileri gelenleri samur kürk giymekteydiler.
Memeli hayvanların doğal giysisi olan kürkü insanların giyebileceği şekle getirebilmek bir sanatkârlıktır. Türklerde ve Anadolu’da kürkün nasıl yapıldığı ve nerelerde ve nasıl giyildiği Böcü zade tarafından yazılan Isparta Tarihi kitabında anlatılmıştır. Buna göre: “Memleket eşrafı, ayanı ile hükümet erkânı ve ulema zümresi kürk giyerlerdi. Her sınıfın giydiği kürklerin cinsi ve biçimi ayrı idi. Çiftlik ve katırcı ağalarının ve posta tatarlarının giydiği kürklerde ayrı bir cinsti ve hatta yolcuların, arabacıların ve katırcıların giydikleri gocuk tabir edilen kürklerde daha başka bir cinsti. Bununla beraber bu sınıfların kürkcüleri de ayrı idi.
Yüksek tabakanın giydiği kürkler:
Elma kürk, samur kürk, sansar, sincap ve porsuk kürkleri ve bilhassa bahri köksü ve ördek başı adlarıyla anılan kıymetli kürklerdi. (Bahri köksü: Bir nevi deniz kuşudur. Köksünün tüyleri göz kamaştıracak kadar güzeldir, Ördekbaşı: Denizlerde ve göllerde bulunan ördek cinsinden bir kuştur Bunun başı ve boynunun tüyleri pırıl pırıl yanar döner ve renkârenktir.) Bu kürkler biçim itibariyle çeşitleri, sanat itibariyle sınıfları vardı.
Hükümet erkânının giydiği kürkler :
Divan kürkü, erkân kürkü, kaftan kürkü ile gündelik uzun kürk. Divan kürkü; huzura girerken, erkân kürkü: bayramlarda, resmi günlerde ve teşrifatta, kaftan kürkü mansıp ve rütbe yükseldikçe, uzun boy kürkü her gün giyilirdi.
Eşraf, Ayan ve Ağniyanın giydiği kürkler :
Boy kürkü, kısa kürk, iç kürkü... Boy kürkü: daimi, kısa kürk: soğuk günlerde boy kürkünün altına giyilirdi, ince kürkler ise : umumiyetle ilk ve son baharda giyilirdi.
Ulema zümresinin giydiği kürkler :
Biniş kürkü, boy kürkü, ince kürk... Kolları geniş olan boy kürkü; makamında otururken ve bayram muayedelerinde, biniş kürkü; makamından gayri yerlerde, ince iç kürkü; soğuk günlerde boy kürkünün altına giyilirdi.
            Parçalı denilen kürkler: Ördek başı ve Bahri Köksünden yapılan kürklerdir ki : Bunların parçaları gayet küçük olup, bu minimini parçaları birbirine münasip ve mutabık surette ve renklerini de birbirine seviştirerek, üstüne kaplayacağı kürk kabına göre bir biçim vererek eklemek gayet ince ve nazik bir iş olup, sanat, maharet ve zarafet itibariyle gönül çekici bir manzara arz ederdi. Bir ressam gibi, bir minyetör gibi işlemek çok hassas ve nazik bir iş idi. Bu sebeple bu ustalar adı anılır, hatırı sayılır kimseler idi.
Bu iki türlü kürkün hem parçası bahalı ve hem imâli güç olduğundan, bunun giyiciside, yapıcısı da azdı.  
Bu kürklerin bir de orta derecesi vardı ki: Buna da (geniş parçalı) deniliyordu. Bu parçaların en büyüğü sincap, sansar ve porsuk postlarıydı. Bunların kürkleri de ikinci dereceden sayılırdı.
Ceylan, yavru tay, kuzu postlarından yapılan ve küçük tabir edilen kısmi vardı ki : Bunlarda üçüncü dereceden sayılırdı.
Eski devirlerde kürk; yalnız eşrafın, ayanın ve ağniyanın giydiği şeyler değildi. Kürk aynı zamanda devletin resmi üniformasıydı.
Kürk dikici ustaların itibarı terziden üstündü. Yukarda arz ettiğimiz gibi : Eni, boyu dört parmak kadar olan mini mini parçalan birbirine ekleye ekleye bir palto, bir biniş haline koymak ve bu eklenen parçaların renklerini birbirine seviştirmek, düzenlemek ve bu manzarayı beğendirmek her usta için kolay başarılabilen bir muvaffakiyet değildi.
Kürk devri Meşrutiyete kadar can çekişerek devam etti. Meşrutiyet devri başladıktan sonra eski kıymetini ve resmi mahiyetini tamamen kaybetti. Devlet erkânı için kürk giymek yasak oldu. Ve ancak zenginlerle hocaların sırtında kaldı. Cumhuriyet devrinde onlarda terk ettiler. Fakat; kürk giyme adeti bundan sonra moda olarak doğrudan doğruya kadınlara intikal etti.
Kürk; esasen vücudun sıhhatini muhafaza için yapılmışken yavaş yavaş resmi üniforma, süs, zevk ve moda saltanatı haline gelmişti. Şimdi giyilen kadın kürkleri ise: Ters tarafı kullanılmakta ve kadınlığın bugünkü süslenme ihtiyacını tatmin eden varda kosta ihtişamlardan biri oldu.
Bugünün kürkçü ustaları da zarif kadın kürkleri yapmakta iseler de Bahri göksü, ördekbaşı gibi mini mini parçalardan vücude getirilen ince sanat eseri yoktur. Fakat post itibariyle nadir bulunan hayvanların kıymetli ve bahalı postlarından yapılmaktadır.”

Buradan da anlaşılacağı üzere hem derisinin elde edilmesinin zor olması hem de elbise haline gelmesi büyük bir uğraş ve sanat istediği için kürkün maliyeti artacaktır. İşte o devirde Akşehir’de sıradan bir halk adamı olarak yaşayan Nasreddin Hoca için kürk bir lüks giysidir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder