Yalnız isminin yadı ile bile
ruhlarımızda kahkahalar yaradan Nasreddin Hoca merhum, pek çok ecdadımız gibi
nisyan ve ihmal içinde kalmıştır. Onun zarif hikâyeleri, hikemi hazırcevapları
olmasa mezarı, nam ve nişanı bile çoktan harap ve türap olup giderdi.
Hoca merhum şarkımızın yegane
nekre feylesofudur. Hikayelerinin ekserisi namına izafe edilmekle beraber,
hakiki hikayelerinde çok doğru ve ameli bir felsefe, çok tatlı ve kuvvetli bir
hikmet ve fikir mevcuttur. Ne yazık ki esaslı bir tercüme-i haline, tetkik
edilmiş doğru bir hayatına bile vakıf değiliz. Maalesef biz burada da böyle bir
tercüme-i halini yazamayacağız. Yalnız yaşadığı devir ve meskatı reisi hakkında
oldukça müsbet ve müdellel bir malumat verebileceğiz.
Hoca merhumun mezarı “Akşehir”
şarkında kadim ve geniş bir mezarlık içindedir. Bu mezarlık Selçukiler
devrinden kalma olup bu halini muhafaza etmekte ve derununa cenazeler
defnedilmektedir.
Mezarlık duvarları ile dahilinde Selçukiler
devrine ait pek çok musanna ve güzel mezar taşları mevcuttur. Bazı taşların
şekille yazıları, “Milas” civarında “Menteşeoğulları”nın Merkezi bulunan “Beçin”deki kadim mezar taşlarına pek
benziyor. Hatta “Ahmet Gazi”nin mezar taşları şeklinde bir çok taşlar burada da
görülür.
Hoca’nın
türbesi mamur ve güzel olup, etrafı parmaklıklarla çevrilmiştir. Mezarı üstünde
müdevver bir kubbe ve altı adet somaki mermer sütunlar üzerine oturtulmuştur. Kubbe
kemerlere, kemerler direklere istinat ettirilmiş, başlıkları kefeke taşından
olup sanatkârane bir kıymeti haiz değildir. Kubbenin üstü, mahruti çadır
şeklinde ve çinko kaplı bir dam ile örtülmüş, damın saçakları da parmaklık
dahilinde bulunan avluyu kaplamıştır. Parmaklıkların zemininden bir metrelik
kadarı mermer bir divar ile çevrilmiştir.
Avlu damı da on iki beyaz mermer direklere istinat ettirilmiştir.
Hoca
merhumun kabri iki metre tulünde ve doksan beş santimetre arzındadır. Mezar
zeminin yirmi beş santimetre mürtefi bir mustatil ve kireçten yapılmış
sandukası da bu mustatilin üzerine çıkarılmıştır. Hoca’nın kabrindeki kavuğu gayet cesim ve
heybetlidir. Şüphesiz bu kavuğun hoca
merhumun devrinden kaldığı iddia edilemez. Kavuğun bu cesameti zairler tarafından teberrüken sarılan bezlerden
hasıl olmuştur. Anlaşıldığına göre her ziyarete gelen hoca merhumun başına bir
bez sarmıştır.
Kabrin
kitabesi işte bu kavuğun cesim sayesine sığınmıştı. Ve sandukanın baş uçunda
teşkil ettiği müselles dâhilindedir.
Kitabe
şudur:
“hazihittürbetülmerhumülmağfur
İki
Abdihilgafur
Nasraddin
Efendi Ruhuna Fatiha
Sene 386”
Rakamlar
sağdan sola okunacaktır. Merhumun mezarında bile bir tuhaflık yapılmış.
Gariptir ki biz merhumu “Hoca Nasreddin” namı ile yad ettiğimiz halde
kitabesinde “”Hoca” kelimesi yoktur.
Acaba hocanın hocalığı sonradan mı ilave edilmiştir?...
Akşehir’de kuvvetle devran eden rivayette merhumun “Hoca” bulunduğunu müeyyettir.
“Hava
kadılığı” hikayesi de bunu teyit eder. Zaten bütün dünyanın “Hoca” diye andığı
merhumun bu sıfatı mümeyyizesini altı
yüz bu kadar küsur sene sonra, mezar taşında yok diye kaldırmakta bir mana
yoktur değil mi?
Kitabe sert
bir mermer üzerinde ve kapartma olup yazılar alel’lade Arabi kitapları
yazılarına müşabihtir. Kitabenin altında bir delik vardır. Ahali buradan
sıtmaya şifadır zamile toprak alırlar. Türbenin her tarafı zairlerin birer
hatıra olarak yazdıkları yazılarla doludur. Bunların içinden bir danesi çok
şayan dikkat ve hocanın hangi devirde yaşadığını kat’iyyen tenvir edecek
mahiyettedir.
Hoca
Merhumun hangi devir ve asırda yaşadığı oldukça muzlim kalmıştır. “Timurlenge”
muasır gösterirler. Hemen hemen umumi telakki de bu tarzdadır. Akşehirliler
de bu iddia da bulunuyor.
Beyit
şudur:
“Bugün
kudret var iken eyle ihsan
İhsan
eylersen olmazsın pişman
Elhazzu
baki velömrü fani
Vel’abdü
asi verrabbü afi
Ketebetülhakir
Mehmet
anni cemaat
Sipahi
Hazreti Yıldırım Han Tarih Vaki
Sene-
796
Yazı gayet
güzel yazılmış ve sülüstür. Kereye kadar olan kısmı kalın sülüs, kere
içindekiler ince, fakat aynı kalemin eseridir. Hoca’nın yaşadığı devri bu
kuvvetli ve vazıh tarihten çıkarabiliriz. Bilhassa Akşehirliler Hoca’yı
Timurlenge muasır bildikleri gibi ısrar da ederler. Hâlbuki “Cemaati
Sipahiyandan (Mehmet) (796 H.) tarihinde kabri ziyaret ediyor. Ankara
Muharebesi ise (804H) tarihinde vaki olmuştur.
Binaen aleyh Hoca’nın kabrindeki kitabede görülen tarihi kabul
edebiliriz.
Hoca’yı
alelumum “Akşehir”li sanırız. Halbuki Akşehir’de kuvvetle devran eden ananevi
rivayete göre merhum Sivrihisar’ın “Hortu” karyesindendir. Yine bu ananevi
rivayete göre “Akşehir” zevcesinin doğduğu yerdir.
Hakikaten
hikayeleri arasında Hoca’nın ekseriyetle “Sivrihisar” pazarına gittiği görülür.
Mamafih o devirlerde Sivrihisar’da da pazar kurulması ve Hoca’nın alışveriş
maksadıyla bu pazara gitmesi variddir. Elimizde başka vesika yoktur. Ve
şimdilik bu rivayeti kabul zaruridir.
Türbenin kapısı yanında bir bayrak
sırığı vardır. Bunun tepesinde eski bir alem var. Bunda da Hoca’nın kitabesinde
görülen (386) tarihi vardır. Kabrin ayakucunda ve sanduka kapısına konulmuş diğer
bir kitabe de görülmekte ise de bu kitabenin Hoca’nın kabri ile bir alakası
yoktur.
Türbe
dahilinde iki büyük taşlı diğer bir mezarda mevcuttur. Bunun başucundaki taş
oldukça musanna ve etraflı kornişli ve çiçek tarzında kabartmalarla süslüdür.
Taşın ortasında ve dahilinde küçük bir kitabe mevcuttur.
Kitabe
şudur:
“Vefatilmerhume
Habibe Binti Mehmet Çelebi”
Yazı gayet
güzel, girftt ve sülüstür. Bu taşın zeminine mülasık kısmında da şu yazı
vardır.
“Elmevtü
ke’sün ve külü nasün şaribüha”
Ayak ucundaki
taşın ise bu taşla alakası bulunmadığı
anlaşılır. Çünkü bu taşın yazıları, kabartmaları, çiçekleri daha kaba bir
şekildedir. Bunda da kabrin dahiline gelen kısmında ve bir mustatil dahilinde
bir tarih vardır.
“Ettarih
senetün hamsin ve tis’emie”
Zemine
mülasık kısmında da
“Ahül’mevtü
eyyühel gafilun”
Tarih
Hoca’nın vefatından yirmi iki sene sonraki zamana aittir. Acaba bu mezar
Hoca’nın zevcesinin mezarımıdır? Buna dair ne rivayet ne de bir vesika
mevcuttur. Zannımıza göre bu mezar Hoca’nın türbesi yapılırken dahilinde kalmış
olsa gerek.
2-8-1923
Kaynak:
Mustafa Cavit (1934) Akşehir Kitabeleri ve Tetkikat
(Kitabeler-Türbeler-Mezarlar Akşehir’de Gömülü Ünlü İnsanlar) Muğla Halkevi
Kitapları