8 Şubat 2014 Cumartesi

KARADENİZLİ GÖZÜ İLE NASRETTİN HOCA



             Nasrettin Hoca, tarih boyunca olaylar karşısında kurnaz, keskin düşünen ve hazırcevaplılığı ile Türk milletinin gülümseyerek düşünmesini sağlamış ve sağlamaya devam etmektedir. Günümüzde bu misyonu sürdürmeye çalışan Karadeniz yöresinin insanları, Nasrettin Hocanın fıkralarını kendi aralarında duyarlılıkla anlatmakta ve gülümseyerek bütün insanlarımız gibi gerekli öğütleri almaktadırlar.
           Nasrettin Hocanın fıkralarındaki karakteri, bugünkü Karadenizlilerle benzer özellikler göstermektedir. Öncelikle her ikisi de olaylar karşısında kurnaz ve hazırcevaptır. Hiçbir zaman yenilgiyi kabul etmezler. Bugünkü Karadeniz yöresinin insanlarının pek çoğu gibi, Hoca’da gurbete çıkmış ve gurbette yaşayıp ölmüştür.
Nasıl ki tarih boyunca başka yerlerde ve başka zamanlarda oluşan bütün fıkralar Nasrettin Hoca üzerine yıkılıp onların yaşaması sağlanmışsa, günümüzde de değişik yerlerde ve değişik zamanlarda oluşan fıkralar Karadenizlilerin üzerine yıkılmakta ve böylece daha güldürücü ve ilginç hale getirilmektedir.
          Bugünkü Karadeniz yöresinde çeşitli toplantılarda ve çeşitli yerlerde Nasrettin Hocanın fıkraları anlatılmaktadır. Öyle ki çok yaşlı ve okuma-yazma bilmeyen ninelerimizin bize anlattığı ve hiçbir zaman aklımdan çıkmayan Nasrettin Hoca fıkralarını okuduğum kitaplarda rastlamadım. Bu fıkraların hocaya ait olup olmadığını kesin olarak bilmiyoruz. Bildiğimiz fıkra üretmesini ve anlatmasını çok seven Karadeniz yöresinin insanlarının Hocayı çok yakından benimsemiş olduğudur.
             Küçükken devamlı dinlemiş olduğum Nasrettin Hoca fıkralarının çocukların aklında kalacak şekilde her fıkranın bir şiir, bir tekerleme haline getirilmesi beynimde yer etmiş ve okuduğum fıkra kitaplarında bunu göremeyince bu olayı kendim yapmaya karar verdim.
İşte çocuk yaşta şiir haline getirdiğim bazı Nasrettin Hoca fıkraları:
EŞEĞİN AKLI

Bir komşusu bir iş için Hocadan,
İster onun eşeğini bir zaman.
Hoca da der -Eşeğe tanışayım,
Eğer onun gönlü varsa vereyim.”
Ahıra gider ve bir süre sonra,
Dönerek-Gönlü olmadı bu ara,
Gel komşu onun kusuruna bakma.
Diyor -Beni sakın ele bırakma,
Bırakırsan kulağıma vururlar,
Hem de sana bol bol küfür yaparlar

KURDUN KUYRUĞU

Hocamızın avcılığı varmış,
Ara sıra avlanmaya çıkarmış.
Arkadaşıyla gitti birlikte,
Bir kurt inine girdiklerinde,
Arkadaşı pek merak ederek,
İstedi inin içine girmek,
Hoca buna engel olamadı.
Arkadaşı da içeri daldı.
Hoca arkadaşını bekleyivermiş.
Birden kocaman kurt gelivermiş.
İçeri girse arkadaşını,
Param parça edecek leşini,
Kurt tam inine kendi inine girermiş,
Hoca tam kurdun kuyruğuna yapışmış,
Kurt inin içine girmek ister,
Hoca onu kuyruğundan çeker.
Burada bir çekişme başlamış,
Her yer toz duman içinde kalmış
Arkadaşı da seslendi o an,
-Aman hocam nedir bu toz duman
Hocamız ise çok sinirlendi.
Arkadaşına şöyle söylendi:
Kurdun kuyruğu koparsa amanı,
Sen o zaman gör tozu dumanı

6-2-1982


HOCA ARADA


Akşehir in iki ünlü kişisi,
Kör kadı ile cingöz subaşısı,
Aralarına Hocayı alarak,
Beraber kırlara doğru dalarak,
Gezinirken kadı atıldı birden:
Çok bilen çok yanılırmış bildiğinden,
Hiç yanıldın mı? dedi Hocaya sen.
Hoca -Pek fazla yanılmam dedi ben.
Size bir kez kör kadı diyecektim,
Dilimin uçundan sonra çektim,
Kör kadı:Çok yaman adamsın Hoca,
Anlayamadım seni ben kısaca,
Bazen bakarım cingözün birisin,
Bazen bakıyorum öküz gibisin.
Hoca, kör kadı ile subaşının,
Aralarına girdi cevap için:
Bunda anlaşılmayacak ne var derim,
İkisinin arasında biriyim
28-9-1979

YILDIZ


Bir gün Hocaya takılırlar:
Eskiyen ayı ne yaparlar.
Hoca buna çokça güler,
Amma da cahilsiniz der,
Ayı mı ne yapacaklar,
Kırıp da yıldız yaparlar.
4-10-1980

YE KÜRKÜM YE

Hoca bir gün düğüne gider,
Üstünde eski elbiseler,
Bakar herkes yemek yiyor,
Hocamız-yaşasın diyor.
Gelişi pek fark edilmez.
Sofraya davet edilmez.
Hocanın zoruna gider,
Oradan evine döner.
Elbise alır dolaptan,
Hoca giyinir bir yandan,
Geri döner hemen Hoca,
Yakışıklıdır kısaca.
O düğünde görünürken,
Herkes ayağa kalkar birden:
Hoş geldin Hocamız derler.
Sofraya davet ederler.
Oturur o baş köşeye,
Başlamadan da yemeğe
Kürkü sofraya uzatır,
Herkes buna şaşar, kalır.
Hoca buna yaptı niye,
Hoca der ki:Ye kürküm ye.
10-10-1980


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder