19 Şubat 2017 Pazar

ESKİ RUMCA BİR NASREDDİN HOCA KİTABI


            Kıbrıslı yazar Mustafa Gökçeoğlu tarafından New York baskısı eski Rumca bir Nasreddin Hoca Fıkraları kitabı ortaya çıkarılarak 2013 yılında Türkçe çevirisi ile birlikte yayınlandı.
            Yazar Gökçeoğlu, Kıbrıs Kadısı Burhanettin Efendi’den kalan kitaplar içerisinde bulduğu Nasreddin Hoca kitabını satın alarak üzerinde araştırmalar yapmaya başladı. Yaptığı araştırmalar sonucu bu kitabın Orta Anadolu’da konuşulan eski Rumca ile yazıldığını tespit etti. Özellikle on dokuzuncu yüzyılın sonlarında Göreme bölgesinden çok sayıda Rum, Amerika’ya gitmişti.  Kitabın yazılış tarihi ve yazarı belli değildi.
            Kitabın ön kapağı incelendiğinde Nasreddin Hoca’nın isminin Arapça telaffuza yakın olacak şekilde Nasr Edin şeklinde yazıldığı görülür. Nasr sözcüğünün Türkçe karşılığı zaferdir. Nasr ed-din de dinin utkusu(zaferi) demektir. Nasreddin Hoca yazısının alt kısmında ise “Şakacı Anekdotlar” şeklinde bir yazı bulunmaktadır. Ön kapağın orta kısmında ise fesli, şalvarlı iki kişinin taşıdığı bir tahterevalli olan küçük resme yer verilmişti. Kitabın ön kapağının sol alt köşesinde “Atlantis halk kitapları” yazmaktadır.
            Kitabın arka kapağında ise Atlantis Yayınlarının daha önce basılmış kitaplarının adları, sayfa sayıları ve ederleri yazılmaktadır. Basılan diğer on kitapta da baskı tarihleri yoktur, en altta ise Atlantis Yayınevinin adresi vardır.
            Mustafa Gökçeoğlu, bu kitabı KKTC Arşiv Çevirmeni Nazemin Gelen Ahmet’e vererek Türkçe’ ye çevrilmesini sağladı. Kıbrıs Türk Tabipler Birliği desteği ile baskısı yapıldı. 
            Ortaya çıkan kitap üç bölümde incelenebilir. İlk bölümde yazar Gökçeoğlu, gülmece türlerini, kuramlarını inceleyen yazıları yer aldı. Yine yazar erken İslam’da mizah, Arap gülmecesi, Türk halk edebiyatında Karakuş kadı, Nasreddin Hoca ve Arap yargılarına yer veriyor. Gökçeoğlu, Nasreddin  Hoca Fıkralarının dünya yolculuğu ve yayılımında Nasreddin  Hoca fıkralarının Alman, Arnavutluk, Avusturya, Azerbaycan, Bosna-Hersek, Çek-Slovakya, Finlandiya, Gagavuzlar, Çin, Fransa, Irak, İran, İtalya, Japonya, Macaristan, Makedonya, Pakistan, Türkistan, Özbekistan, Romanya, Ahıska, Altay, Başkurt, batı Trakya, Bulgaristan, Karaçay, Kazak, Kıbrıs, Litvanya, Makedonya, Nogay, Osetya, Sırp-Hırvat, Sibirya, Tatar, Tayland, Kafkasya ve Yugoslavya’da yayılışını inceliyor.
            Kitabın ikinci bölümünde ise eski Rumca Nasreddin Hoca fıkralarının Türkçe çevirileri yer almaktadır. Bu kısımda 162 Nasreddin Hoca fıkrasına yer verilmektedir.  Burada yer alan fıkralar, anlatış şekli farklı olmasına rağmen Türkçe basılı Nasreddin Hoca fıkra kitaplarının çoğunda bulabiliriz. Fıkralarda yine Nasreddin Hoca’ya eşeği, karısı, komşuları ve benzerleri eşlik ediyor. Anlatılan fıkralarda dört yerde Sivrihisar ve iki yerde de Akşehir’e yer verilmektedir. Bu fıkralardan biri:
“İki Kasabanın Havası Neden Benzer
            “Bir gün Nasreddin Hoca çevresindekilere şöyle der:
            -Bursa ile Akşehir’in havası aynıdır. Çevresindekiler de sorar:
            -Nasıl anladın? Hoca:
            -Akşehir’in üstünde kaç tane yıldız varsa, Bursa’nın da üstünde o kadar vardır.”
            Nasreddin Hoca’nın Fıkraları kitabının üçüncü bölümünde ise eski Rumca yazıyla basılan Nasreddin Hoca kitabının tıpkıbasımı yer almaktadır.
            Bu kitabı hazırlayan Mustafa Gökçeoğlu kitabın bir yerinde:
            “Hepimize özellikle Akşehir Belediyesi’ne düşen görev büyük bir kütüphanenin yapılacağı bir arsa bulmasıdır. Buldu mu gerisi kolay. Ardından Nasreddin Hoca kitaplığında senin de bir taşın olsun söylemiyle yola çıkılmalıdır, çıkıldı mı gerisi kolay. Çünkü Türk toplumu cömerttir. Olayın ikinci ayağı da dünyanın her yanında yayınlanan Nasreddin Hoca kitaplarını, bilimsel bildirileri, karikatürleri, çizgi filmleri, makaleleri, incelemeleri, hocanın heykellerinin fotoğraflarını toplamak gelir.
Bunlar yapılırsa Akşehir dünyanın Mizah merkezi olur. Benden söylemesi…”


2 Şubat 2017 Perşembe

Evliya Çelebi’ye Göre: NASREDDİN HOCA’YA BENZEYEN KİŞİLER


            Seyahatname, Evliya Çelebi tarafından 17. yüzyılda yazılmış olan gezi yazısı kitabıdır. 10 ciltten oluşur. 
            Gerçekçi bir gözle izlenen olaylar, yalın ve duru, zaman zaman da fantastik bir anlatım içinde, halkın anlayacağı şekilde yazılmış, yine halkın anlayacağı deyimler çokça kullanılmıştır.
            Evliya Çelebi, Seyahatnâme'sinde gezip gördüğü yerleri kendi üslubu ile anlatmaktadır. Evliya Çelebi'nin on ciltlik Seyahatnâme'si, bütün görmüş ve gezmiş olduğu memleketler hakkında oldukça önemli bilgiler içermektedir. Eser bu yönden Türk kültür tarihi ve gezi edebiyatı açısından önemli bir yere sahiptir.
             Eserinde; 17. yüzyıl Osmanlı coğrafyası, bu dönem konuşulan Türkçe ve ağız özellikleri, Gittiği bütün yerlerin genel durumu, coğrafi konumu, tarihi, halkının özellikleri, dili, dini, kıyafetleri, sanatları, gündelik yaşamları, tarih, karşılaştırmalı coğrafya, sanat tarihi ve etnografya açısından eşsiz bilgiler içermektedir.
             Osmanlı toplumundaki müslüman-gayrimüslim ilişkileri, gayrimüslim halkların gündelik hayatları, ekonomik ve kültürel durumları, nüfusları, ibadet yerleri, inanç ve itikatları, farklı topluluklara ait öyküler, türküler, halk şiirleri, söylenceler, masal, mani, ağız ayrılıkları, halk oyunları, giyim-kuşam, düğün, eğlence, inançlar, komşuluk bağlantıları, toplumsal davranışlar, sanat ve zanaat varlıkları, gezilen yörelerin evlerinden, cami, mescid, çeşme, han, saray, konak, hamam, kilise, manastır, kule, kale, sur, yol, havra gibi değişik yapıların bütün özelliklerini anlatmaktadır.
            Gezilen bölgenin yönetiminden, eski ailelerinden, ileri gelen kişilerinden, şairlerinden, oyuncularından, çeşitli kademelerdeki görevlilerine kadar ayrıntılı bilgiler ile 17. yüzyıl Osmanlı araç gereçleri hakkında da yer yer bilgiler verilmektedir
            Evliya Çelebi yaşadığı devirde bazı kimseleri Nasreddin Hoca’ya benzetmiştir. Bunlardan bazıları şunlardır:      
            Divane Burnaz Mehmed Çelebi:  Melamilerin sultanı, meczupların seçkini, insanların sevgilisi, herkesin seyirliği olan bu Mehmed Çelebi bir gün babasına kırılıp "Sabah ölürsün" der. Allah'ın hikmeti seher vaktinde babası ölür. O zamandan beri bu Divane Çelebi'ye "Sabah sabah" dediklerinde başını taştan taşa vurur. Sabah Sabah Delisi diye meşhurdur. Babası Eğri fatihi Mehmed Han'dan beri ocağında çavuş kethüdası idi.
            Onun güldürücü özelliklerini yazsak uzun bir kitap olur. Nasreddin latifeleri gibi cümle şakaları taklitçi ve güldürücüler arasında meşhurdur. İleri gelenlerin toplantılarında söylenirdi. Ancak boş divane değildir. (Cilt 1,sayfa 190).
            Taklitçi Çöğürcü Sarı Çelebi: Gerçekten çöğürde külliyat sahibi olup latifede Nasreddin Hoca gibi idi. Buna mahsus Boğuk Kaptan, Mustafa Korsa taklidi, Rumeli Hisarı dizdarı taklidi ve Tiryaki Ağazade tütün içerken Sultan Murad Han'ın bastığı taklidi, Nalışivan hummusu gibi taklitleridir ki insan gülmeden bayılır. ( Cilt 1Sayfa 352).”
            Evliya Çelebi seyahatleri sırasında bazı mezarlıkları gezmiş ve Nasreddin Hoca ile ilgisini ortaya koyduğu kabirleri ziyaret etmiştir. Bunlar:
            “Mevlana Hüsrevzade Mustafa Efendi: Bursa'da Zeyneddin Hafi Kabristanı'nda yazılan Dürer u Gurer müellifi Molla Hüsrev'in yetkin torunlarındandır. Rumeli diyarında büyük şehir olan Üsküp Kalesi yakınında İpek şehrinde ibrişim al al ipek şal gibi orada dünyaya gelmiştir. Bu Akşehir'de Nasreddin Hoca Kabristanı'nda yatmaktadır. Temiz zatı dünyadan ahirete arı gitti.(Cilt 3 Sayfa 14)
            “Nasreddin Hoca benzeri olan Şeyh Cuhâ Kabri: Çöl Arabı saf temiz kendine has özelliği olan bir kimse imiş. Deveci Me’al ile birlikte gömülmüşlerdir. Allah onun sırrını mukaddes etsin, kutlu kılsın (Cilt 3 Sayfa 120).”