10 Temmuz 2017 Pazartesi

NASREDDİN HOCA’NIN GERÇEK MİRASÇILARI 2- MUSAOĞLU


            Nasreddin Hoca’nın medrese ve türbesinin vakıf kayıtlarındaki mirasçılarından biri de Musaoğlu’dur. Yaklaşık 1450 ile 1530 yılları arasında Akşehir’de yaşayan Musaoğlu hakkında kaynaklardan edindiğimiz bilgiler şöyledir:
            1476 tarihinde yapılan Akşehir’deki emlak ve vakıf tespiti Ankara Kuyudu Kadimi Arşivinde bulunan 556 nolu defterde kayıtlıdır. Bu kayıtlarda Nasreddin Hoca’nın Türbe ve Medresesinin kaydı şöyledir:
            “Vakıf Mevlana Nasreddin Rahmet-Allahü aleyha rahmete vasi’a mübareke harabe mütevece ve medresesi içün vazı’a olunan yerlere Hacı İbrahim nam kimesne mutasarrıf.33,
Bahçe-i Tur Ali: dönüm.10,
Bağ Hacı Nebi*:10,
Bağ Musa oğlu 10,
Zemin medrese. Derdest birader Yakup lenk:3”
            Bu kayıtta görüldüğü gibi 1476 yılında Akşehir’de yaşayan Musaoğlu, Nasreddin Hoca vakıf arazilerinden birin de çiftçilik yapmaktadır.  Kayıtlarda  “Bağ” diye belirtilen yerlerde üzüm yetiştiriliyordu. Bunun karşılığında yıllık olarak Mevlana Nasreddin Vakfı’na 10 akçe gibi cüzi bir miktar ödeme yapıyordu.
            Bir diğer kayıtta ise “Murat Çelebi Defteri: 1483 Yılında Karaman Vilayetinde Vakıflar” adlı defterde Mevlana Nasreddin Medresesi Vakfı ikinci kez geçmektedir. Buna göre;
            “Eski deftere göre yukarıda adı geçen mescidi (Hacı Ramazan Şirvani Mescidi) soyundan gelenlerin yönettiği vakfına bağlanan Mevlana Nasreddin (Allah(C.C.)’ın rahmeti ve bereketi üzerine olsun) Medresesi Vakfı
Etrafı hendekle kazınmış Tur Ali’nin meyve ve sebze bahçesi senelik:10 akçe
Hacı Piri üzüm bağı senelik 10 akçe
Musa oğlu  üzüm bağı senelik 10 akçe
Yukarıda adı verilen Topal Yakup’un elinde tuttuğu medrese arazisi senelik:3 akçe” şeklindedir.
            Bu kayıtta yine Musaoğlu’nun bir üzüm bağı olduğunu öğreniyoruz. O devirde Akşehir üzümlerinin çok meşhur olduğu kayıtlarla sabittir.  Bu üzümlerin Selçuklu ve Osmanlı sultanlarının sofralarını süslediği çeşitli kaynaklarda mevcuttur. Musaoğlu  üzüm bağlarından elde ettiği gelirlerden yedi sene öncesinde olduğu gibi yine vakfa yıllık 10 akçe vermektedir.
            1466 tarihli AKŞEHİR Mufassal Defteri’ne göre: Mahalle-i Bezir Hane’de  Bahşayış veled-i Musa; oğlu Yakup” şeklinde kayıt vardır. Bu kayıt Nasreddin Hoca Vakıf kayıtlarına uygundur. O devirde Musaoğlu şeklinde tanınınca ismi olan Bahşayiş unutulmuştu. Birazda halk arasında söylenişi zor olduğu için halk kolaya kaçmış ve Musaoğlu deyip geçmişti.
            Yine bu kaynakta Musa’nın Hasan adında bir oğlu daha olduğunu ve Akşehir’e bağlı Hasenek köyünde yaşadığı belirtilmektedir.  O devirde 6 haneden oluşan bu köy bugünkü Yakasenek köyü içerisinde kalmakta idi. Bu köyde Musaoğulları ile anılan aileler günümüze kadar gelmiştir.

            Sonuç olarak; Nasreddin Hoca’nın gerçek mirasçılarından olan Musaoğlu Bahşayış’ın Hasan adında bir kardeşinin ve Yakup ve Nebi adında iki oğlu olduğunu öğreniyoruz.

NASREDDİN HOCA’NIN GERÇEK MİRASÇILARI 3-YAKUP-LENK


            Osmanlıların Akşehir’i almasıyla yaptırdığı vakıf kayıtlarında Mevlana Nasreddin Vakfı’na ait arazileri işletenlerden biri olan Yakup, Karamanoğlu döneminde Akşehir’de doğmuştu. Farsça topal, aksak anlamına gelen –Lenk ekini alarak Yakup-Lenk olarak tanınmıştır. O devirde sıkça kullanılan lakaplar aynı isimde olanları birbirinden ayırt etmeye yarıyordu. Hatta “Yiğit lakabı ile anılır” sözü dilimize yerleşmişti.
            1400’lü yılların sonu ve 1500’lü yılların başında Akşehir’de yaşayan Yakuplenk hakkında kaynaklarda şu bilgiler mevcuttur:
            1466 tarihli AKŞEHİR Mufassal Defteri’ne göre: Mahalle-i Bezir Hane’de  Bahşayış veled-i Musa; oğlu Yakup” şeklinde kayıt vardır. Bu kayıttan yola çıkarsak 15.Yüzyılda Akşehir’de bulunan mahallelerden biri de Bezir Hane Mahallesi idi. Bu mahalle daha sonraki yıllarda Çay Mahallesine katılmıştı.  İşte bu mahallede yaşayan Yakup’un dedesinin adı Musa, babasının adı ise Bahşayış idi.
            Bir diğer kayıt ise; 1476 tarihinde yapılan Akşehir’deki emlak ve vakıf tespiti  bulunan 556 nolu defterdir. Bu kayıtlarda Nasreddin Hoca’nın Türbe ve Medresesinin kaydı şöyledir:
            “Vakıf Mevlana Nasreddin Rahmet-Allahü aleyha rahmete vasi’a mübareke harabe mütevece ve medresesi içün vazı’a olunan yerlere Hacı İbrahim nam kimesne mutasarrıf.33,
Bahçe-i Tur Ali: dönüm.10,
Bağ Hacı Nebi*:10,
 Bağ Musa oğlu 10,
Zemin medrese. Derdest birader Yakup lenk:3”
            Burada “Zemin medrese. Derdest birader Yakup lenk:3” şeklinde kayıt altına alınırken bize şu bilgileri vermektedir. Ayağı topal olduğu için Yakup-Lenk olarak tanınan bu kişinin bir biraderi yani kardeşi vardır. Bu kişi de Hacı Nebi’dir. Yakuplenk’in elinde tuttuğu yer Nasreddin Hoca Medresesinin arazisidir. Anlaşılan medrese yıkılmış arazisi başka amaçlarla kullanılmaktadır.
            Üçüncü kaynak ise; “Murat Çelebi Defteri: 1483 Yılında Karaman Vilayetinde Vakıflar” adlı defterde  Mevlana Nasreddin Medresesi Vakfı ikinci kez geçmektedir. Buna göre;
            “Eski deftere göre yukarıda adı geçen mescidi (Hacı Ramazan Şirvani Mescidi) soyundan gelenlerin yönettiği vakfına bağlanan Mevlana Nasreddin (Allah(C.C.)’ın rahmeti ve bereketi üzerine olsun) Medresesi Vakfı
Etrafı hendekle kazınmış Tur Ali’nin meyve ve sebze bahçesi senelik:10 akçe
Hacı Piri üzüm bağı senelik 10 akçe
Musa oğlu  üzüm bağı senelik 10 akçe
Yukarıda adı verilen Topal Yakup’un elinde tuttuğu medrese arazisi senelik:3 akçe” şeklindedir.
            Burada ikinci kaynakta verilen bilgiler teyit edilirken Yakuplenk tarafından Nasreddin Hoca Vakfı’na yıllık 3 akçe ödeme yapılıyordu. Medrese harap olduğu için bu ödeme vakıf üzerinden Hacı Ramazan Şirvani Mescidi’ne gönderiliyordu.

            Bahşayiş’in oğullarından biri olan Yakup, Nasreddin Hoca’nın gerçek mirasçılarından biri idi.

NASREDDİN HOCA’NIN GERÇEK MİRASÇILARI 5- HACI İBRAHİM FAKİH


            Hacı İbrahim Fakih, Nasreddin Hoca Vakfı kayıtlarına göre vakfın bir yöneticisidir. Bu alim kişi Nasreddin Hoca Medresesi müderrisi, Akşehir Hacı Ramazan Şirvani Mescidi ve daha sonra Hasanek Köyü Mescidi imamı idi.
            Hacı İbrahim Fakih hakkında vakıf kayıtlarında şu bilgiler verilmektedir:
            Fatih’in Karamanlı Beyliğini ortadan kaldırdıktan sonra 1476 tarihinde yaptırdığı emlak ve vakıf tespiti kayıtlarında Nasreddin Hoca’nın Türbe ve Medresesinin kaydı şöyledir:
            “Vakıf Mevlana Nasreddin Rahmet-Allahü aleyha rahmete vasi’a mübareke harabe mütevece ve medresesi içün vazı’a olunan yerlere Hacı İbrahim nam kimesne mutasarrıf.33,
            Bahçe-i Tur Ali: dönüm.10,
            Bağ Hacı Nebi*:10,
            Bağ Musa oğlu 10,
            Zemin medrese. Derdest birader Yakup lenk:3”
            Burada günümüz Türkçesi ile “Mevlana Nasreddin (Allah(C.C.)’ın rahmeti ve bereketi üzerine olsun) Vakfı; öldükten sonra yerine getirilmesini söylediği harabeye doğru giden mübarek yer ve medresesi için ayrılan yerlere Hacı İbrahim adlı kişi tasarruf etmektir. Toplam 33 akçe.”
            Bir eserin yaşayabilmesi için kurulan vakıflarda vakıf kurucusu vakfın tasarruf edenini yani mutasarrıfı belirler ve vakıf kaydına yazdırır. Mutasarrıf vakfın kurucusunun soyundan(evlatlarından) biri olabildiği gibi görevli birisi de (İmam, müezzin, müderris) olabilir. Nasreddin Hoca Vakfı’nı tasarruf eden Hacı İbrahim, Nasreddin Hoca evlatlarından biri olabileceği gibi onun medresesinde görevli bir müderris de olabilir. 1476 yılında Hacı İbrahim vakfa ait olan 33 akçeyi tasarruf ederek vakıf için harcıyordu.  O devirde Akşehir’de Nasreddin Hoca’ya ait bir medrese ve yıkılmaya yüz tutmuş türbesi mevcuttu.
              “Murat Çelebi Defteri: 1483 Yılında Karaman Vilayetinde Vakıflar” adlı defterde Mevlana Nasreddin Medresesi Vakfı ikinci kez geçmektedir. Buna göre;
“Eski deftere göre yukarıda adı geçen mescidi (Hacı Ramazan Şirvani Mescidi) soyundan gelenlerin yönettiği vakfına bağlanan Mevlana Nasreddin (Allah(C.C.)’ın rahmeti ve bereketi üzerine olsun) Medresesi Vakfı
Etrafı hendekle kazınmış Tur Ali’nin meyve ve sebze bahçesi senelik:10 akçe
Hacı Piri üzüm bağı senelik 10 akçe
Musa oğlu  üzüm bağı senelik 10 akçe
Yukarıda adı verilen Topal Yakup’un elinde tuttuğu medrese arazisi senelik:3 akçe” şeklindedir.
            Mevlana Nasreddin Vakfı’nın bağlı olduğu Hacı Ramazan-İ Şirvani Mescidi Vakfı’nın kaydında ise:  “Hacı İbrahim Kendi (!) Oğlu İmam Mehmet’in İmamlık Ettiği Hacı Ramazan-İ Şirvani Mescidi Vakfı” yazılıdır. Bu mescit Akşehir, Karamanlı hâkimiyetinde iken Şirvanlı Hacı Ramazan tarafından yaptırılmıştır. Bu mescidin giderleri için bir vakıf kurulmuştu. 1483 yılındaki kayıtlara göre vakfın tasarruflarını alan Hacı İbrahim Kendi oğlu Mehmet aynı zamanda mescidin imamlığını yapmaktaydı. Hacı İbrahim’in 1476’dan yedi yıl sonra Akşehir merkezinde bulunan Hacı Ramazan-İ Şirvani Mescidi imamlığını oğlu Mehmet’e bıraktığını görüyoruz. Hacı İbrahim,  mukaddes beldelere giderek hac farizasını yerine getirmişti. Bu kayıtta adı Hacı İbrahim Kendi(!) şeklinde yazılırken Kendi(!)’nin ne anlama geldiği araştırmacılar tarafından anlaşılamamıştır. Büyük bir olasılıkla diğer Hacı İbrahim’lerden ayrılmak için kullanılan bir takma ad idi. Kaynaklarda bu devirde halk arasında lakapların yaygın olduğunu öğreniyoruz.
            1466 tarihli AKŞEHİR Mufassal Defteri’ne göre: Mahalle-i Bezir Hane tabi-i Akşehir’de Hacı İbrahim Fakih İmam” şeklinde kayıt vardır.
             18. yüzyıl sonlarında Çay Mahallesi’ne katılan Bezirhane Mahallesi içerisinde Hacı Ramazan Şirvani Mescidi yer alıyordu. Bu mescidin imamlığını yapan Hacı İbrahim daha sonraki yıllarda bu görevi oğlu Mehmet’e devretmişti. Bu kayıtta Hacı İbrahim, Fakih olarak gösterilmektedir. Fakih, Fıkıh yani İslam hukuku alanında kendini yetiştirmiş derin bir İslam alimi demektir.
            Yine aynı kaynakta: Karye-i Hasenek tabi-i Akşehir’de Hacı İbrahim Fakih İmam nim ç.” şeklinde kayıt vardır. Buradaki “nim ç.” ibaresi bu kişinin tarımda koşum gücü için tek bir öküze sahip olunan toprakları vardı ve yarı çiftçi vergisi veriyordu demektir. Kimi zaman Akşehir merkezdeki Hacı Ramazan Şirvani Mescidinde diğer zamanlarda yarım çiftliği olan Akşehir’e bağlı Hasenek köyünde imamlık yapan Hacı İbrahim Fakih sonraki yıllarda Hacı Ramazan Şirvani Mescidi imamlığını oğluna bırakmış ve tamamen Hasanek Köyünün mescidinde imamlık yapmıştır.


NASREDDİN HOCA’NIN GERÇEK MİRASÇILARI 4-HACI NEBİ (HACI PİRİ)


            Mevlana Nasreddin Vakfı’na yıllık olarak belirli bir miktar akçe ödeyenlerden biri de Hacı Nebi’idi. Akşehir’de yaşayan Hacı Nebi’nin günümüzde Sultandağı ilçesine bağlı Yeşilçiftlik köyü olan Çiftlik köyünde bir çiftliği vardı.
            Nasreddin Hoca mirasçılarından biri olan bu aile reisi hakkında vakıf kayıtlarında şu bilgiler bulunmaktadır:
            Nasreddin Hoca vakıflarına ait en eski kayıt Fatih devine aittir. Fatih’in Karamanlı Beyliğini ortadan kaldırdıktan sonra H. 881/M. 1476 tarihinde yaptırdığı emlak ve vakıf tespiti Ankara Kuyudu Kadimi Arşivinde bulunan 556 nolu defterde kayıtlıdır. Bu kayıtlarda Nasreddin Hoca’nın Türbe ve Medresesinin kaydı şöyledir:
            “Vakıf Mevlana Nasreddin Rahmet-Allahü aleyha rahmete vasi’a mübareke harabe mütevece ve medresesi içün vazı’a olunan yerlere Hacı İbrahim nam kimesne mutasarrıf.33,
Bahçe-i Tur Ali: dönüm.10,
Bağ Hacı Nebi*:10,
Bağ Musa oğlu 10,
Zemin medrese. Derdest birader Yakup lenk:3”
            Bu kayıtta “Bağ Hacı Nebi*:10”  şeklindeki bilgi ile Nasreddin Hoca vakfı gelirleri arasında gösterilen bir üzüm bağı olduğunu öğreniyoruz. Hacı Nebi’nin elinde bulunan bu bağdan elde edilen gelirden Mevlana Nasreddin Vakfına 10 akçe gibi az bir ödeme yapılmakta idi. Akşehir’de bu bağ Hacı Nebi Bağı olarak bilinmekteydi.
            Hacı Nebi ile ilgili diğer bir kaynak ise: “Murat Çelebi Defteri: 1483 Yılında Karaman Vilayetinde Vakıflar” adlı defterde Mevlana Nasreddin Medresesi Vakfı ikinci kez geçmektedir. Buna göre;
            “Eski deftere göre yukarıda adı geçen mescidi (Hacı Ramazan Şirvani Mescidi) soyundan gelenlerin yönettiği vakfına bağlanan Mevlana Nasreddin (Allah(C.C.)’ın rahmeti ve bereketi üzerine olsun) Medresesi Vakfı
Etrafı hendekle kazınmış Tur Ali’nin meyve ve sebze bahçesi senelik:10 akçe
Hacı Piri üzüm bağı senelik 10 akçe
Musa oğlu  üzüm bağı senelik 10 akçe
Yukarıda adı verilen Topal Yakup’un elinde tuttuğu medrese arazisi senelik:3 akçe” şeklindedir.
            İlkinden yedi sene sonra yapılan bu kayıtta Hacı Nebi, Hacı Piri olarak geçmektedir. Nasreddin Hoca’nın diğer gerçek mirasçılarını incelerken de yer yer karşımıza lakapları çıkmıştı. Burada da Hacı Piri, bazı kaynaklarda Hacı Nebi olarak not edilmiştir. O devirde meşhur Akşehir üzümlerini yetiştirip satan Hacı Nebi medreseye 10 akçe gibi cüzi bir miktar vermekte idi.
            1466 tarihli AKŞEHİR Mufassal Defteri’ne göre: Karye-i Çiftlik tabi-i Akşehir’de Nebi veled-i Bahşayiş ç.” şeklinde kayıt vardır.
            Bu bilgiler ışığında Hacı Nebi,  Nasreddin Hoca’nın gerçek mirasçılarından olan Musa oğlu Bahşayiş’ın oğlu idi.  Yine mirasçılardan bir olan Yakuplenk  onun kardeşi idi. Hacı Nebi reisi olduğu ailesinin Çiftlik köyünde en az bir çiftlik genişliğindeki toprağı ekip biçerek yılda bir kez toprak vergisi vermekte idi.
            Anadolu’da ismin önünde bulunan Hacı ibaresi iki şekilde verilmekteydi. Birincisi Kurban Bayramı zamanı kutsal topraklara giderek Hac farizasını yerine getirenlere Hacı deniliyor. İkincisi ise normalin üzerinde bir zenginliği olanlarda Hacı olarak adlandırılmaktaydı. Hacı Nebi her iki vasfı da taşımakta idi.
            Hacı Nebi XV. asır sonu ile XVl asır başlarında Akşehir merkezinde ve ona bağlı Çiftlik köyünde yaşamıştır.  Babası Bahşayış tarafından ona Allah’ın dinini yayan anlamına gelen Nebi adı verildi. Yaşlandıkça halk tarafından ihtiyar anlamına gelen Piri olarak anılmaya başlandı.



                               

NASREDDİN HOCA’NIN GERÇEK MİRASÇILARI 1-TUR ALİ (YAR ALİ)


            Nasreddin Hoca hakkında en sağlam kaynaklardan biri de o devrin vakıf kayıtlarıdır. Nasreddin Hoca’nın medrese ve türbesinin vakıf kayıtlarında mirasçıları olarak beş isim karşımıza çıkmaktadır. Bu isimlerden birisi Tur Ali’dir. XV. yüzyıl sonlarında ve XVl. yüzyıl başlarında Akşehir’de yaşadığı anlaşılan Tur Ali kaynaklarda şu şekilde yer almıştır:
             Öncelikle Türklerde Tur Ali adının verilmesinin başlıca nedenleri şöyle idi:
            XV. yüzyılda sağlık şartları uygun olmadığından bebek ölümleri çok fazla oranlarda idi. Bu yüzden aileler çocukları ölmesin, yaşasın diye bunlara bu arzuyu ifade eden isimler koymaktaydılar. En çok kullanılan Türkçe ad olarak görülen Durmuş adı bu şekilde konulmuş adlardandır.  Dur Ali adının ise Tor Ali ve Tur Ali şeklinde de okunmasının mümkün olduğu bilinmektedir. Bir başka iddia ise  “Dağ gibi adam” ifadesinin karşılığı eskiden “Tur” olduğu için “Tur Ali” denmiştir şeklindedir.
            Nasreddin Hoca vakıflarına ait en eski kayıt Fatih devine aittir. Fatih’in Karamanlı Beyliğini ortadan kaldırdıktan sonra H. 881/M. 1476 tarihinde yaptırdığı emlak ve vakıf tespiti Ankara Kuyudu Kadimi Arşivinde bulunan 556 nolu defterde kayıtlıdır. Bu kayıtlarda Nasreddin Hoca’nın Türbe ve Medresesinin kaydı şöyledir:
“Vakıf Mevlana Nasreddin Rahmet-Allahü aleyha rahmete vasi’a mübareke harabe mütevece ve medresesi içün vazı’a olunan yerlere Hacı İbrahim nam kimesne mutasarrıf.33,
Bahçe-i Tur Ali: dönüm.10,
 Bağ Hacı Nebi*:10,
Bağ Musa oğlu 10,
Zemin medrese. Derdest birader Yakup lenk:3”
            Buna göre medrese ve türbenin vakfı Tur Ali Bahçesi, Hacı Nebi (Piri) ve Musa oğlu bağları ile birader Topal Yakup’un elinde bulunan medrese arsası vakıf mallarıdır. Vakfın yönetimi Hacı İbrahim isimli birisi tarafından yürütülmektedir.
            Bu kayıtta görüldüğü gibi 1476 yılında Akşehir’de yaşayan Tur Ali, Nasreddin Hoca vakıf arazilerinden birinde yaşamaktadır.  Kayıtlarda  “Bahçe” diye belirtilen yerlerde meyve ve sebze yetiştiriliyordu. Bunun karşılığında Tur Ali yıllık olarak Mevlana Nasreddin Vakfı’na 10 akçe gibi cüzi bir miktar ödeme yapıyordu.
            “Murat Çelebi Defteri: 1483 Yılında Karaman Vilayetinde Vakıflar” adlı defterde Mevlana Nasreddin Medresesi Vakfı ikinci kez geçmektedir. Buna göre;
“Eski deftere göre yukarıda adı geçen mescidi (Hacı Ramazan Şirvani Mescidi) soyundan gelenlerin yönettiği vakfına bağlanan Mevlana Nasreddin (Allah(C.C.)’ın rahmeti ve bereketi üzerine olsun) Medresesi Vakfı
Etrafı hendekle kazınmış Tur Ali’nin meyve ve sebze bahçesi senelik:10 akçe
Hacı Piri üzüm bağı senelik 10 akçe
Musa oğlu  üzüm bağı senelik 10 akçe
Yukarıda adı verilen Topal Yakup’un elinde tuttuğu medrese arazisi senelik:3 akçe” şeklindedir.
            Bu kayıtta yine Tur Ali’nin etrafı hendekle kazınmış bir meyve ve sebze bahçesi olduğunu öğreniyoruz. Bahçe etrafına hendek açmak hayvanların bahçe içerisine girmesini önlemeye yöneliktir. Tur Ali meyve ve sebzeden elde ettiği gelirlerden yedi sene önce olduğu gibi yine vakfa yıllık 10 akçe vermektedir.
            1535 yıllarına dayandırılan Karaman Vilayeti Vakıfları kayıtlarına göre:  Konya Ereğli’sinin Küçük Mescitlerinden Recep Oğlu Mescidi Vakfı” gelirlerinden biri de “Kızılca köyünün yakınındaki Tur Ali Arazisi 1 dönüm senelik 140 akçe” şeklindedir.
            Buradan anlaşılacağı gibi Tur Ali’nin, Akşehir Kızılca Mahallesi’nin çok yakınında bir dönüm arazisi bulunuyordu. Büyük olasılıkla bu arazi üzerinde Tur Ali’nin evi ve bahçesi vardı. O devre göre yıllık 140 akçe gibi yüksek sayılabilecek bir bağış yapabildiğine göre bu bahçenin geliri epey yüksek olmalıdır.
            1466 tarihli AKŞEHİR Mufassal Defteri’ne göre: Kızılca köy Mahallesi’nde “Yar Ali” adlı bir aile reisi vardır. Akşehir’de eskiden “Arkadaş” anlamında  “Yaren” kelimesi kullanılıyordu. Yar  adı bu Yaren’in kısaltılmış halidir. Bu defterde çoğu kişi baba adları ile birlikte verilmesine rağmen Ali sadece lakabı ile yazılmıştır. Ali bazı kaynaklarda Tur  ön ekini alırken bazılarında Yar eki ile yazılmıştır.
            Sonuç olarak; Nasreddin Hoca’nın mirasçılarından biri olan Tur Ali, Akşehir’in Kızılca Mahallesi yakınlarında etrafı hendekle kazınmış bahçe içerisindeki bir evde yaşamıştır.

            

19 Şubat 2017 Pazar

ESKİ RUMCA BİR NASREDDİN HOCA KİTABI


            Kıbrıslı yazar Mustafa Gökçeoğlu tarafından New York baskısı eski Rumca bir Nasreddin Hoca Fıkraları kitabı ortaya çıkarılarak 2013 yılında Türkçe çevirisi ile birlikte yayınlandı.
            Yazar Gökçeoğlu, Kıbrıs Kadısı Burhanettin Efendi’den kalan kitaplar içerisinde bulduğu Nasreddin Hoca kitabını satın alarak üzerinde araştırmalar yapmaya başladı. Yaptığı araştırmalar sonucu bu kitabın Orta Anadolu’da konuşulan eski Rumca ile yazıldığını tespit etti. Özellikle on dokuzuncu yüzyılın sonlarında Göreme bölgesinden çok sayıda Rum, Amerika’ya gitmişti.  Kitabın yazılış tarihi ve yazarı belli değildi.
            Kitabın ön kapağı incelendiğinde Nasreddin Hoca’nın isminin Arapça telaffuza yakın olacak şekilde Nasr Edin şeklinde yazıldığı görülür. Nasr sözcüğünün Türkçe karşılığı zaferdir. Nasr ed-din de dinin utkusu(zaferi) demektir. Nasreddin Hoca yazısının alt kısmında ise “Şakacı Anekdotlar” şeklinde bir yazı bulunmaktadır. Ön kapağın orta kısmında ise fesli, şalvarlı iki kişinin taşıdığı bir tahterevalli olan küçük resme yer verilmişti. Kitabın ön kapağının sol alt köşesinde “Atlantis halk kitapları” yazmaktadır.
            Kitabın arka kapağında ise Atlantis Yayınlarının daha önce basılmış kitaplarının adları, sayfa sayıları ve ederleri yazılmaktadır. Basılan diğer on kitapta da baskı tarihleri yoktur, en altta ise Atlantis Yayınevinin adresi vardır.
            Mustafa Gökçeoğlu, bu kitabı KKTC Arşiv Çevirmeni Nazemin Gelen Ahmet’e vererek Türkçe’ ye çevrilmesini sağladı. Kıbrıs Türk Tabipler Birliği desteği ile baskısı yapıldı. 
            Ortaya çıkan kitap üç bölümde incelenebilir. İlk bölümde yazar Gökçeoğlu, gülmece türlerini, kuramlarını inceleyen yazıları yer aldı. Yine yazar erken İslam’da mizah, Arap gülmecesi, Türk halk edebiyatında Karakuş kadı, Nasreddin Hoca ve Arap yargılarına yer veriyor. Gökçeoğlu, Nasreddin  Hoca Fıkralarının dünya yolculuğu ve yayılımında Nasreddin  Hoca fıkralarının Alman, Arnavutluk, Avusturya, Azerbaycan, Bosna-Hersek, Çek-Slovakya, Finlandiya, Gagavuzlar, Çin, Fransa, Irak, İran, İtalya, Japonya, Macaristan, Makedonya, Pakistan, Türkistan, Özbekistan, Romanya, Ahıska, Altay, Başkurt, batı Trakya, Bulgaristan, Karaçay, Kazak, Kıbrıs, Litvanya, Makedonya, Nogay, Osetya, Sırp-Hırvat, Sibirya, Tatar, Tayland, Kafkasya ve Yugoslavya’da yayılışını inceliyor.
            Kitabın ikinci bölümünde ise eski Rumca Nasreddin Hoca fıkralarının Türkçe çevirileri yer almaktadır. Bu kısımda 162 Nasreddin Hoca fıkrasına yer verilmektedir.  Burada yer alan fıkralar, anlatış şekli farklı olmasına rağmen Türkçe basılı Nasreddin Hoca fıkra kitaplarının çoğunda bulabiliriz. Fıkralarda yine Nasreddin Hoca’ya eşeği, karısı, komşuları ve benzerleri eşlik ediyor. Anlatılan fıkralarda dört yerde Sivrihisar ve iki yerde de Akşehir’e yer verilmektedir. Bu fıkralardan biri:
“İki Kasabanın Havası Neden Benzer
            “Bir gün Nasreddin Hoca çevresindekilere şöyle der:
            -Bursa ile Akşehir’in havası aynıdır. Çevresindekiler de sorar:
            -Nasıl anladın? Hoca:
            -Akşehir’in üstünde kaç tane yıldız varsa, Bursa’nın da üstünde o kadar vardır.”
            Nasreddin Hoca’nın Fıkraları kitabının üçüncü bölümünde ise eski Rumca yazıyla basılan Nasreddin Hoca kitabının tıpkıbasımı yer almaktadır.
            Bu kitabı hazırlayan Mustafa Gökçeoğlu kitabın bir yerinde:
            “Hepimize özellikle Akşehir Belediyesi’ne düşen görev büyük bir kütüphanenin yapılacağı bir arsa bulmasıdır. Buldu mu gerisi kolay. Ardından Nasreddin Hoca kitaplığında senin de bir taşın olsun söylemiyle yola çıkılmalıdır, çıkıldı mı gerisi kolay. Çünkü Türk toplumu cömerttir. Olayın ikinci ayağı da dünyanın her yanında yayınlanan Nasreddin Hoca kitaplarını, bilimsel bildirileri, karikatürleri, çizgi filmleri, makaleleri, incelemeleri, hocanın heykellerinin fotoğraflarını toplamak gelir.
Bunlar yapılırsa Akşehir dünyanın Mizah merkezi olur. Benden söylemesi…”


2 Şubat 2017 Perşembe

Evliya Çelebi’ye Göre: NASREDDİN HOCA’YA BENZEYEN KİŞİLER


            Seyahatname, Evliya Çelebi tarafından 17. yüzyılda yazılmış olan gezi yazısı kitabıdır. 10 ciltten oluşur. 
            Gerçekçi bir gözle izlenen olaylar, yalın ve duru, zaman zaman da fantastik bir anlatım içinde, halkın anlayacağı şekilde yazılmış, yine halkın anlayacağı deyimler çokça kullanılmıştır.
            Evliya Çelebi, Seyahatnâme'sinde gezip gördüğü yerleri kendi üslubu ile anlatmaktadır. Evliya Çelebi'nin on ciltlik Seyahatnâme'si, bütün görmüş ve gezmiş olduğu memleketler hakkında oldukça önemli bilgiler içermektedir. Eser bu yönden Türk kültür tarihi ve gezi edebiyatı açısından önemli bir yere sahiptir.
             Eserinde; 17. yüzyıl Osmanlı coğrafyası, bu dönem konuşulan Türkçe ve ağız özellikleri, Gittiği bütün yerlerin genel durumu, coğrafi konumu, tarihi, halkının özellikleri, dili, dini, kıyafetleri, sanatları, gündelik yaşamları, tarih, karşılaştırmalı coğrafya, sanat tarihi ve etnografya açısından eşsiz bilgiler içermektedir.
             Osmanlı toplumundaki müslüman-gayrimüslim ilişkileri, gayrimüslim halkların gündelik hayatları, ekonomik ve kültürel durumları, nüfusları, ibadet yerleri, inanç ve itikatları, farklı topluluklara ait öyküler, türküler, halk şiirleri, söylenceler, masal, mani, ağız ayrılıkları, halk oyunları, giyim-kuşam, düğün, eğlence, inançlar, komşuluk bağlantıları, toplumsal davranışlar, sanat ve zanaat varlıkları, gezilen yörelerin evlerinden, cami, mescid, çeşme, han, saray, konak, hamam, kilise, manastır, kule, kale, sur, yol, havra gibi değişik yapıların bütün özelliklerini anlatmaktadır.
            Gezilen bölgenin yönetiminden, eski ailelerinden, ileri gelen kişilerinden, şairlerinden, oyuncularından, çeşitli kademelerdeki görevlilerine kadar ayrıntılı bilgiler ile 17. yüzyıl Osmanlı araç gereçleri hakkında da yer yer bilgiler verilmektedir
            Evliya Çelebi yaşadığı devirde bazı kimseleri Nasreddin Hoca’ya benzetmiştir. Bunlardan bazıları şunlardır:      
            Divane Burnaz Mehmed Çelebi:  Melamilerin sultanı, meczupların seçkini, insanların sevgilisi, herkesin seyirliği olan bu Mehmed Çelebi bir gün babasına kırılıp "Sabah ölürsün" der. Allah'ın hikmeti seher vaktinde babası ölür. O zamandan beri bu Divane Çelebi'ye "Sabah sabah" dediklerinde başını taştan taşa vurur. Sabah Sabah Delisi diye meşhurdur. Babası Eğri fatihi Mehmed Han'dan beri ocağında çavuş kethüdası idi.
            Onun güldürücü özelliklerini yazsak uzun bir kitap olur. Nasreddin latifeleri gibi cümle şakaları taklitçi ve güldürücüler arasında meşhurdur. İleri gelenlerin toplantılarında söylenirdi. Ancak boş divane değildir. (Cilt 1,sayfa 190).
            Taklitçi Çöğürcü Sarı Çelebi: Gerçekten çöğürde külliyat sahibi olup latifede Nasreddin Hoca gibi idi. Buna mahsus Boğuk Kaptan, Mustafa Korsa taklidi, Rumeli Hisarı dizdarı taklidi ve Tiryaki Ağazade tütün içerken Sultan Murad Han'ın bastığı taklidi, Nalışivan hummusu gibi taklitleridir ki insan gülmeden bayılır. ( Cilt 1Sayfa 352).”
            Evliya Çelebi seyahatleri sırasında bazı mezarlıkları gezmiş ve Nasreddin Hoca ile ilgisini ortaya koyduğu kabirleri ziyaret etmiştir. Bunlar:
            “Mevlana Hüsrevzade Mustafa Efendi: Bursa'da Zeyneddin Hafi Kabristanı'nda yazılan Dürer u Gurer müellifi Molla Hüsrev'in yetkin torunlarındandır. Rumeli diyarında büyük şehir olan Üsküp Kalesi yakınında İpek şehrinde ibrişim al al ipek şal gibi orada dünyaya gelmiştir. Bu Akşehir'de Nasreddin Hoca Kabristanı'nda yatmaktadır. Temiz zatı dünyadan ahirete arı gitti.(Cilt 3 Sayfa 14)
            “Nasreddin Hoca benzeri olan Şeyh Cuhâ Kabri: Çöl Arabı saf temiz kendine has özelliği olan bir kimse imiş. Deveci Me’al ile birlikte gömülmüşlerdir. Allah onun sırrını mukaddes etsin, kutlu kılsın (Cilt 3 Sayfa 120).”
            

17 Ocak 2017 Salı

Evliya Çelebi’ye Göre: NASREDDİN HOCA TİMUR HANLA RUS SEFERİNDE


            Timur, Altın Orda Devleti yöneticisi Toktamış Han’a karşı sefere giderken yanında götürdüğü ulemadan biri de Molla Nasreddin-i Akşehri idi.
             Altın Orda bir Türk-Moğol hanlığı idi. Cengiz Han oğlu Cuci Han’ın oğlu olan Orda Han tarafından Balkaş ve Aral gölleri arasında ve Seyhun ırmağının güneyindeki yerlerde kurulmuştur. Toktamış Han, 1380’de Timur’un desteği ile tahta çıkarak Altın Orda devletini güçlendirdi ve ülkenin topraklarını genişletti. Ancak Timur’a ait topraklara saldırınca Timur’la araları bozuldu ve Timur bu ülkeye iki sefer düzenledi. İlk sefer 1391 yılında yapıldı.
            1395’de yapılan ikinci seferde Terek Nehri üzerinde iki taraf yeniden çarpışmaya girdi. Çarpışmada galip gelen Timur ordusu, kuşatmaya devam ederek Altın Ordu’nun Saray, Astrahan, Azak v.b. önemli şehirlerini yağmaladı. Timur, Orda’nın Volga nehri yakınındaki topraklarını talan ederek kuzeye doğru ilerledi ve az sonra onun öncü birlikleri Rus sınırlarına vardılar.
            Timur’un askerleri, Rus ve Orda şehirleri arasında bir ayrım yapmadan yıktılar ve Ryazan Knezliği tarafındaki Yelets şehrini yaktılar. 
            Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde;
“Kafirsitan kavminin şehri olan Mujik vilayeti geçmiş zamanda Cengiz Han asrında Ulu Nogay, Yamanca Nogay, Urumbet Nogay ve nice yüz adet Nogay kavmi bu şehir içinde ve çevresi olan büyük Heyhat’ta yaşamışlardı.
Timur Han gelip burayı harap edip Moskova Kralını dahi hükmüne boyun eğmeye murat edindiğinde gördü ki burasının gecesi çok az,  iki saatten az bir zamanda sabah olup Hak Teâlâ’nın beş vakitten biri olarak farz eylediği yatsı namazına vakit yok.
 "-Bu diyârda ne kârım vardır" diyen Timur Han, Molla Nasreddin-i Akşehri ve diğer ulemalar ile belli bir konuda hüküm verme üzerine açık düşüncelerle tartışırken bir Tatar gelip
 “-Hân’ım İdil nehri bu gece dondu” diye haber getirdiğinde hemen Timur Han İdil nehri buzlarını aşıp üzerinden geçerek geriye döndü. Bu Mujik şehrinden içeri Moskova’ya girmedi. Döndü ve gitti. Amma Mujik şehri uzun zaman harabe halinde yattı ve daha sonraları Moskova krallarından Serbaniska isimli kral burasını iyi bir şekilde imar eder.”
            Nasreddin Hoca’nın Yıldırım Bayezid ve Timur devrinde yaşadığını iddia eden Evliya Çelebi, burada Nasreddin Hoca daha genç bir molla iken Timur’un uleması içesinde yer aldığını ve Akşehirli olduğunu belirtmektedir.  Ayrıca Evliya Çelebi, Nasreddin Hoca’nın düşüncelerini Timur ile açık açık tartıştığını yazmaktadır. Ancak o tarihlerde Anadolu’ya gelmeyen Timur ile Akşehirli Molla Nasreddin’in nasıl bir araya geldiği hakkında Evliya Çelebi herhangi bir bilgi vermez.
            Kaynaklar;
            Kotak İsmet Moskova Knezlığı’nın Bağımsızlığa Geçişinde Türk-Moğol Dünyasının Rolü http://mku.dergipark.gov.tr/download/article-file/173052
            Günümüz Türkçesi ile Evliya Çelebi Seyahatnamesi, Yapı Kredi Yayınları


Evliya Çelebi’ye Göre: NASREDDİN HOCA TİMUR’A SIVAS’IN HESABINI SORUYOR


            Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde; Timur’un Sivas’ta yaptığı katliamı anlatırken o zaman sohbet arkadaşı olan Nasreddin Hoca’nın nedenlerini Timur’a sorduğunu belirtiyor.
             1400 yılında büyük bir ordu ile Anadolu’ya giren Timur, Erzincan üzerinden 180.000 kişi ile Sivas’ı ansızın kuşattı. Yıldırım Beyazıt’ın oğlu Şehzade Emir Süleyman kuvvet getirmek amacıyla şehirden çıktı. Kuşatılan şehre dışarıdan top ve mancınık yağdırıldı, surlara lağım atılarak büyük gedikler açıldı.
            Sivas valisi Şehzade Süleyman kenti terk ettikten sonra Timur’dan hiç kan akıtılmayacağına dair söz alan kale komutanı şehri Timur’a teslim etti. Timur güya verdiği söze bağlı kalarak hiç kan akıtmadı. Kale savunmacılarını diri diri hendeklere atarak, üzerlerini toprakla doldurup öldürttü. Timur, Sivas’ta bakım evlerinde bulunan cüzamlıları Türkistan’da bilinmeyen bir hastalık olduğundan askerleri arasında yayılmaması için imha etti.
            Evliya Çelebi Seyahatnamesinde bu olayı şu şekilde anlatmaktadır:
            “Daha sonra ( ---) tarihinde Osmanoğulları'ndan Yıldırım Bayezid Han Türkmenler elinden feth etti. Daha sonra Osmanlılar üzerine Timur Han yürüyüp Sivas üzerine geldi. 40.000 ebced (alfabe) okuyan yetişmemiş küçük çocukların boyunlarına Kelam-ı izzetlerini (Kur’an*ı Kerim) asıp Timur'u karşılamaya çıktıklarında hemen Timur Şah bu erişmemiş çocuklar üzerine at sürdü. Tamamı Timur askerlerinin atlarının nalları altında bu 40.000 masum çocuklar yerlere serilip toprağa bulandı. O saat Sivas halkından 70.000 adet alim, salih ve yaşlı başlı musannif ve mü'ellif adamları göz açıp kapayıncaya kadar kılıçların dişlerinden geçirip yedi günde Sivas Kalesi'ni yerle bir etti ki hala yıkıntıları bellidir. İnsanların dilinde meşhur sözdür ki "Sana bir iş edeyim ki Timurlenk Sivas'a etmemiş ola" diye atasözü olmuştur.
            Sözün kısası, Nasreddin Hoca eşkıya Timur'un has nedimi (sohbet arkadaşı) olduğundan konuşma sırasında Timur'a,
            "Sultanım, Niçin Sivas'ta 40.000 çocuğu Kelam-ı izzetleriyle Tatar atlarının ayaklarının altına atıp 70.000 Tanrı mahluku temiz ve dindar kimseleri katlettiniz?" deyince,
            "Vallahi efendi! Sivas kavmi mezhepsiz olup 'Kur' an-ı azim sümme haşa mahlukdur' diye mensuh (hükmü kaldırılmış) ayetlere nazire ayet ettiklerinden başka yedi ayet şekilli uydurma kelamlar eklediklerinden çocuklarının boğazındaki Kelam,
izzetlikten çıkmış idi. Genellikle o çocukları veled-i haramlar idi ve ihtiyarları tamamen Şii, Mu'tezili, Hurufi, Cebri ve Kaderi-mezhep olmuşlardı. Alemi ıslah için Tanrı'nın ilhamı ile Hazret-i Hızır'ın vesileleriyle bütün küçük evlatlarını ve sakallılarını kırıp şehirlerini harap ettim, ama Nasreddin Hoca senin şehrini sana bağışladım, korkma harap etmem" der.”
             Evliya Çelebi bütün bunları yazarken tüm batılı tarihçilerde  kale surlarında çatışma sürecinde çok fazla direnen 4000 kadar Ermeni sipahiyi dev hendeklere atarak üstünü örttü ve onları kan dökmeden öldürdü. “Sivas’ta alimleri ve  70 bin kişiyi öldürdü” diyenlere ise, o dönemde Sivas’ın nüfusunun en abartı tabirle 15 bin olduğunu da hatırlatalım. Ayrıca Sivas’ta bir çeşit tahribat, bir yıkım oluşmasının sebebi de, ilk başta teslim olmayan Sivas kalesindeki şiddetli çatışmadır.   Evliya çelebi bir şehre girdiği zaman oradaki bütün anlatılan hikâyeleri yazıyordu, dolayısıyla sayılar abartılı olmakta idi. Bu abartılardan biri de Nasreddin Hoca’nın orada bulunmasıdır.
Kaynaklar;
            1-Günümüz Türkçesi ile Evliya Çelebi Seyahatnamesi, Yapı Kredi Yayınları

            2-Aksak Timur, http://timuraksak.tumblr.com/post/116193292386/emir-timur-ve-sivas-timurun-tarih-boyunca  (kontrol 12.12. 2016)