11 Aralık 2014 Perşembe

NASREDDİN HOCA VE AKŞEHİR ÜZÜMÜ


Anadolu’nun gülen yüzü, halk bilgesi Nasreddin Hoca’nın hayatında, fıkralara ve tarihi kaynaklara göre üzümün büyük bir yeri vardır.
 Nasreddin Hoca kurduğu Medrese’ye Akşehir’de kendisine ait iki üzüm bağını vakfettiğinin belgeleri mevcuttur. Yine Saltuknâme’ye göre Sarı Saltuk’un  Nasreddin 
Hoca’yla   Karşılaşması  şöyledir:
            Andan  Konya  şehrine  geldi.  Uğramayup  dahi  azm-i  şehr i  Akyanos
 (Akşehir)  idüp  gitti.  Çün kim şehre  gelüp  yetişti,  bir  bağ kenarında kondu.
Birez  dinlendi.  Nagâh  bir  kişi  çıkageldi.  Seyyid’e selâm  virdi.  Server  selâmın 
aldı.  İlerü  gelüp  Server’in  önine  bir  taze  salkım   üzüm  kodı.”
Bu bilgilerden anlaşılacağı üzere Selçuklular devrinde Akşehir’de yaşayan Nasreddin Hoca bağcılıkla uğraşmış ve Akşehir üzümlerini severek yemiştir. 
Halk arasında Nasreddin Hoca’nın üzümle ilgili pek çok fıkrası anlatılmaktadır. İşte bunlardan birkaç tanesi:
“Arsız Misafir”
Akşehir’de otururken, Nasrettin Hoca’nın evine, dostlarından biri konuk olarak gelmiş. Nasrettin Hoca bu konuğuna çeşitli yemekler hazırlatarak ikramlarda bulunmuştu. Tam yatacakları sırada, durmaksızın yemek yiyen bu obur konuk, bir mani söylemeye başlamıştı:
Bizim iller, bizim iller,
Yatarken üzüm yerler...
Nasrettin Hoca, konuğun ne demek istediğini hemen anlamıştı. Ona bu saatte üzüm ikram etmeyi uygun bulmadığı için, hemen bir karşı mani söyledi:
Bizde böyle adet yoktur,
Saklarlar da güzün yerler...
Hepsinin Tadı Bir
Nasreddin Hoca bir gün Akşehir’deki bağından iki sepet üzüm toplamış, eşeğine yüklemiş, evine doğru geliyormuş. Mahallesine gelince çocuklar etrafını sarmışlar.
- “Hoca efendi, şu üzümlerinin tadına bizde bakalım” diyerek üzüm istemişler.
Hoca üzüm sepetinden, büyükçe bir salkımı eline almış. Birer parça kopararak bütün çocuklara dağıtmış. Çocuklar;
- “Ne kadarda az verdin Hoca efendi”, diye söylenmeye başlamışlar.
- “Ha birkaç tane, ha bir sepet...” demiş Hoca, “Hepsinin tadı bir!”
Bakalım ben ne çeşit yemiş veririm.
Hoca merhum üzüm bağı dikmekte olan adamları görüp ne yaptıklarını sorar.
“-Çubuk dikiyoruz, ileride salkım salkım üzüm verecek.” derler. Hoca biraz düşünüp, bağcılara der ki;
 “-Beni de dikiniz. Bakalım ben ne çeşit yemiş veririm.”
            Bağcılar hemen “Tamam” deyip hocayı beline kadar toprağa gömerler. Kendileri bir ağacın altına oturup yemek yemeye başlarlar. Mevsim ilkbahar olduğu için hoca üşür. Karnı da acıkır. Zor zahmet yerinden çıkıp bağcıların yanına gelir. Bağcılar: 
“-Hoca Efendi niye yerinde durmadın? Dediklerinde
“-Vallahi biraderler doğrusunu isterseniz yerimi sevmedim, tutmadım çıktım.”demiş.
Uyanık Şarapçı
Şarapçı hocaya sormuş:
            - Hocam, şarap günah mı? Hoca:
            - Tabii, günahtır.  Şarapçı:
            “- Peki hocam üzümün pekmezini yiyorsun, suyunu içiyorsun, kendisini yiyorsun, peki şarabını niye içmiyorsun?”
            Hoca hemen karşılık verir:
            “- Peki sen ineğin etini yiyorsun, sütünü içiyorsun, yoğurdunu yiyorsun peki b.kunu niye yemiyorsun..”
Birer birer yenen şeftalidir
Nasrettin Hoca misafirliğe gider ve ev sahibi çayla birlikte çekirdeksiz kuru üzüm getirir. Nasrettin Hoca üzümden avuç avuç alıp yemeye başlayınca ev sahibi dayanamaz.
–Komşu, üzüm teker teker yenir der.
Hoca aldırmaz:
            –Birer birer yenilen şeftalidir der.


Yine Nasreddin Hoca'nın hocası olarak kabul edilen Seydi Mahmud Hayran Zaviyesi Vakfı gelirleri arasında bağlar yer almaktadır. Örneğin, Bürçek Köyündeki  bağın arazisi,  Akşehir’deki Polad bağı, Kozağaç köyündeki bağ, Eğrigös köyü’ndeki(günümüzde Doğrugöz) bağın iki sırası, Nadir( günümüzde Atakent) köyündeki bağın bir bölümü, Eğrigös köyündeki diğer bir bağın 2 bölümü, Yenice Köyündeki ekinlik olan bağ gibi vakıflar vardır.