Anadolu’nun
gülen yüzü, halk bilgesi Nasreddin Hoca’nın hayatında, fıkralara ve tarihi
kaynaklara göre üzümün büyük bir yeri vardır.
Nasreddin Hoca kurduğu Medrese’ye Akşehir’de kendisine ait iki üzüm bağını vakfettiğinin
belgeleri mevcuttur. Yine Saltuknâme’ye göre
Sarı Saltuk’un Nasreddin
Hoca’yla Karşılaşması
şöyledir:
“Andan Konya şehrine geldi. Uğramayup dahi azm-i şehr
i Akyanos
(Akşehir)
idüp gitti. Çün kim şehre
gelüp yetişti, bir bağ kenarında kondu.
Birez dinlendi. Nagâh bir kişi çıkageldi. Seyyid’e selâm virdi. Server selâmın
aldı. İlerü gelüp Server’in önine bir taze salkım üzüm kodı.”
Bu bilgilerden anlaşılacağı
üzere Selçuklular devrinde Akşehir’de yaşayan Nasreddin Hoca bağcılıkla
uğraşmış ve Akşehir üzümlerini severek yemiştir.
Halk arasında Nasreddin
Hoca’nın üzümle ilgili pek çok fıkrası anlatılmaktadır. İşte bunlardan birkaç
tanesi:
“Arsız Misafir”
Akşehir’de
otururken, Nasrettin Hoca’nın evine, dostlarından biri konuk olarak gelmiş.
Nasrettin Hoca bu konuğuna çeşitli yemekler hazırlatarak ikramlarda bulunmuştu.
Tam yatacakları sırada, durmaksızın yemek yiyen
bu obur konuk, bir mani söylemeye başlamıştı:
Bizim
iller, bizim iller,
Yatarken
üzüm yerler...
Nasrettin
Hoca, konuğun ne demek istediğini hemen anlamıştı. Ona bu saatte üzüm
ikram etmeyi uygun bulmadığı için, hemen bir karşı mani söyledi:
Bizde
böyle adet yoktur,
Saklarlar
da güzün yerler...
Hepsinin Tadı Bir
Nasreddin
Hoca bir gün Akşehir’deki bağından iki sepet üzüm toplamış, eşeğine yüklemiş,
evine doğru geliyormuş. Mahallesine gelince çocuklar etrafını sarmışlar.
- “Hoca
efendi, şu üzümlerinin tadına bizde bakalım” diyerek üzüm istemişler.
Hoca üzüm sepetinden, büyükçe bir salkımı eline almış. Birer parça kopararak bütün çocuklara dağıtmış. Çocuklar;
Hoca üzüm sepetinden, büyükçe bir salkımı eline almış. Birer parça kopararak bütün çocuklara dağıtmış. Çocuklar;
- “Ne
kadarda az verdin Hoca efendi”, diye söylenmeye başlamışlar.
- “Ha
birkaç tane, ha bir sepet...” demiş Hoca, “Hepsinin tadı bir!”
Bakalım
ben ne çeşit yemiş veririm.
Hoca merhum üzüm bağı
dikmekte olan adamları görüp ne yaptıklarını sorar.
“-Çubuk dikiyoruz, ileride
salkım salkım üzüm verecek.” derler. Hoca biraz düşünüp, bağcılara der ki;
“-Beni de dikiniz.
Bakalım ben ne çeşit yemiş veririm.”
Bağcılar hemen “Tamam” deyip
hocayı beline kadar toprağa gömerler. Kendileri bir ağacın altına oturup yemek
yemeye başlarlar. Mevsim ilkbahar olduğu için hoca üşür. Karnı da acıkır. Zor
zahmet yerinden çıkıp bağcıların yanına gelir. Bağcılar:
“-Hoca Efendi niye yerinde
durmadın? Dediklerinde
“-Vallahi biraderler
doğrusunu isterseniz yerimi sevmedim, tutmadım çıktım.”demiş.
Uyanık
Şarapçı
Şarapçı hocaya sormuş:
- Hocam, şarap günah mı? Hoca:
- Tabii, günahtır. Şarapçı:
“- Peki hocam üzümün pekmezini yiyorsun, suyunu içiyorsun, kendisini yiyorsun, peki şarabını niye içmiyorsun?”
Hoca hemen karşılık verir:
“- Peki sen ineğin etini yiyorsun, sütünü içiyorsun, yoğurdunu yiyorsun peki b.kunu niye yemiyorsun..”
- Hocam, şarap günah mı? Hoca:
- Tabii, günahtır. Şarapçı:
“- Peki hocam üzümün pekmezini yiyorsun, suyunu içiyorsun, kendisini yiyorsun, peki şarabını niye içmiyorsun?”
Hoca hemen karşılık verir:
“- Peki sen ineğin etini yiyorsun, sütünü içiyorsun, yoğurdunu yiyorsun peki b.kunu niye yemiyorsun..”
Birer
birer yenen şeftalidir
Nasrettin Hoca misafirliğe gider ve ev
sahibi çayla birlikte çekirdeksiz kuru üzüm getirir. Nasrettin Hoca üzümden
avuç avuç alıp yemeye başlayınca ev sahibi dayanamaz.
–Komşu, üzüm teker teker yenir der.
Hoca
aldırmaz:
–Birer
birer yenilen şeftalidir der.
Yine Nasreddin Hoca'nın hocası olarak kabul edilen Seydi Mahmud Hayran Zaviyesi
Vakfı gelirleri arasında bağlar yer almaktadır. Örneğin, Bürçek Köyündeki bağın
arazisi, Akşehir’deki Polad bağı,
Kozağaç köyündeki bağ, Eğrigös köyü’ndeki(günümüzde Doğrugöz) bağın iki sırası, Nadir( günümüzde Atakent) köyündeki bağın bir bölümü, Eğrigös köyündeki diğer bir bağın 2 bölümü, Yenice Köyündeki ekinlik olan bağ gibi vakıflar vardır.